Thursday, March 11, 2010

Starcraft ve ben

Video oyunlarıyla çok küçük yaştan itibaren ilgileniyor olsam da "bilgisayar oyunları" diyince benim tarihim 90ların sonlarına denk geliyor. Hatta yaklaşık olarak 98 sonu, 99 başı falan. Bu da işte Starcraft ve Brood War arasındaki döneme geliyor. Daha oyun demosu kavramını yeni anladığım (bi sürü oyun veriyor diye ağzım açık kalıp almıştım ilk level dergimi), strateji konseptleri karşısında çenemin düştüğü (Caesar III ve Populous III ilk oynadığım oyunlardı) bir dönemdi. Bu sırada babamın yakın zamanda aldığı sayısız bilgisayar dergisi CDlerinin birinin içinden çıkan demolardan biriydi Starcraft. Daha emeklemekte olan İngilizcem ve heyecanla herşeyi daha düzgün okumadan tıklayan halimle, Spawning Pool'u swimming pool diye okuyup EHEHE ADAMLAR ESPIRILI DE CANIMS:D:D:D diye oynamıştım. Takip eden yıllar içinde, Blizzard fanı olma yolunda, Warcraft II ve Diablonun önce demolarını, sonra oyunları bulacaktım.. ve SC+BW. Hala install ekranı aklımdadır, direk extract eden bir installerdı, ikonu da crosshair şeklindeydi. Tabi orjinal oyundan bihaber olarak kopya almıştım. Zaten küçük yerde yaşayan biri olarak haberdar olsam da bulma şansım yoktu. Ancak kopyanın içinde (tek CD'de iki oyundu!) videolar ve müzikler yoktu. Ben de oyunu bulduğum kafelere gidip oralarda bölümleri geçip izlemeye çalışırdım. Yıllar sonra aldığım ilk orijinal oyun da SC+BW olmuştur.

Oyunu aldığımdan beri hem SC'yi hem BW'yi pek çok kere bitirmişimdir. Battle.net tecrübem yok denecek kadar az olsa da, yurt arkadaşlarımdan birisi Türk SC "pro"larının olduğu güruhtan olunca, ister istemez oyun hakkındaki bilgim de sadece onları dinleyerek bile artmıştı. Hatta kısa bir süre "sahte kimlik" ile private server bile kurduğumuz oldu. Ancak genel tecrübem tek kişilik ya da "beraber bilgisayara karşı kasalım" şeklindeydi. Ki hayatımın en zengin oyun tecrübelerinden biri olduğunu düşünmeden söyleyebilirim. Gerek karakterleri, gerek senaryosu, gerek birimleri, gerek oynanışı... Kalbimde adeta taht kurmuştur. Hatta oyunun kötü yönlerin- Oyunun kötü yönü yok ki! Yani varsa da ben bilmiyorum. Gerçekten düşünemiyorum. Tabi bazı AI, pathing olayları falan var ve günümüzde grafikleri çok eski kaldı, ancak oyunun çıktığı yıllar için son derece "yeterli" grafikleri vardı ve pathing zaten çok da iyi değildi.

Yıllar sonra da... SCII çıkageldi! Büyük bir heyecandı, hem de ne heyecandı. Milyonlarca yürek patırpatır attı, stim yemiş gibi bir heyecanla dolduk, öte yandan bekleyeceğimizi bildiğimiz için de sağlam hp kaybettik. Ben şahsen çok kurcalamadım başta, biraz bekledim çıksın diye... ve zaman gittikçe yaklaştı.. Beta başladı!

Sonra, çok alakasız ve geyik bi şekilde, blizzard'da çalışan arkadaşıma "bana da bi key atarsın bi ara eehuehe" tadındaki yılışık mesajımdan sonra "neyin keyi?" diyince "anam?" diye bilgisayara yaklaşıp (bulaşık yıkamak üzere kalkıyodum çünkü) "sc2 eheh" yazmıştım o da "e desene veriym vardı bi tane" dedi ve key verdi. Bu kısım böyle özet oldu çünkü hatırlamıyorum. Gözlerim karardı, aklım uçtu, taklalar attım, sanki stimpackleri ardarda basıyordum ama medicler beni healliyordu. Sanki siege tankları dizmiştim de, zerglingler cliffin altından geçiyordu. Sanki psi storm çakmıştım tam ortaya, sanki nuke inmişti GÜÜM diye. Böyle garip duygular yaşadım. Çok ilginçti. Sonra da... sonrasını biliyorsunuz. Ya da öğreneceksiniz, bu blogun amacı bu:)

No comments:

Post a Comment