Oyunu aldığımdan beri hem SC'yi hem BW'yi pek çok kere bitirmişimdir. Battle.net tecrübem yok denecek kadar az olsa da, yurt arkadaşlarımdan birisi Türk SC "pro"larının olduğu güruhtan olunca, ister istemez oyun hakkındaki bilgim de sadece onları dinleyerek bile artmıştı. Hatta kısa bir süre "sahte kimlik" ile private server bile kurduğumuz oldu. Ancak genel tecrübem tek kişilik ya da "beraber bilgisayara karşı kasalım" şeklindeydi. Ki hayatımın en zengin oyun tecrübelerinden biri olduğunu düşünmeden söyleyebilirim. Gerek karakterleri, gerek senaryosu, gerek birimleri, gerek oynanışı... Kalbimde adeta taht kurmuştur. Hatta oyunun kötü yönlerin- Oyunun kötü yönü yok ki! Yani varsa da ben bilmiyorum. Gerçekten düşünemiyorum. Tabi bazı AI, pathing olayları falan var ve günümüzde grafikleri çok eski kaldı, ancak oyunun çıktığı yıllar için son derece "yeterli" grafikleri vardı ve pathing zaten çok da iyi değildi.
Yıllar sonra da... SCII çıkageldi! Büyük bir heyecandı, hem de ne heyecandı. Milyonlarca yürek patırpatır attı, stim yemiş gibi bir heyecanla dolduk, öte yandan bekleyeceğimizi bildiğimiz için de sağlam hp kaybettik. Ben şahsen çok kurcalamadım başta, biraz bekledim çıksın diye... ve zaman gittikçe yaklaştı.. Beta başladı!
Sonra, çok alakasız ve geyik bi şekilde, blizzard'da çalışan arkadaşıma "bana da bi key atarsın bi ara eehuehe" tadındaki yılışık mesajımdan sonra "neyin keyi?" diyince "anam?" diye bilgisayara yaklaşıp (bulaşık yıkamak üzere kalkıyodum çünkü) "sc2 eheh" yazmıştım o da "e desene veriym vardı bi tane" dedi ve key verdi. Bu kısım böyle özet oldu çünkü hatırlamıyorum. Gözlerim karardı, aklım uçtu, taklalar attım, sanki stimpackleri ardarda basıyordum ama medicler beni healliyordu. Sanki siege tankları dizmiştim de, zerglingler cliffin altından geçiyordu. Sanki psi storm çakmıştım tam ortaya, sanki nuke inmişti GÜÜM diye. Böyle garip duygular yaşadım. Çok ilginçti. Sonra da... sonrasını biliyorsunuz. Ya da öğreneceksiniz, bu blogun amacı bu:)
No comments:
Post a Comment